so far so good.
Sevgili blog okurlarımdan "hani nerde yeni yazılar" sesleri yükselmeye başlamışkene, bir güncelleme yazısı yazıvereyim zira evde olduğum için bu taşdevri interneti ile ancak yazı yazabiliyorum, fotoğrafları nası beceriyorsa bozuyor yüklerken.
Evet, so far so good, hiç bir problemim yok çok şükür. Sadece pazar ve pazartesi günleri biraz depresiftim, özlemle karışık bir hüzün çökmüştü ama bugün uyandığımda gitmişti o depresif şeyler :) o ilk günlerdeki turist ömerlik halim de geçti, artık baya alıştım buranın yaşam normlarına. metro için artık harita taşımama bile gerek kalmadı gibi gibi, baya öğrendim gide gele. civardaki bütün marketleri, cafeleri, bilimum ihtiyaç giderici mekanları biliyorum artık (kuru temizlemeci dahil :) )
misal bugün, öncelikle gittim abd'ye mektup attım postahaneden, sonra 2 metro değiştirerekten U3 üzerindeki Erdberg'e gittim Eurolines'dan perşembe günü için Bratislava'ya biletimi almak için. Bratislava otobüsleri baya sık kalktığı için garın en girişindeymiş bunların durağı hemen metro durağının çıkışında. Pek bir sevindim, çünkü gar aşırı büyük ve durağı bulmak o gün baya erken gelmemi gerektirecekti. Sonra biletimi aldım, yine iki durak değiştirerekten Keplerplatz'da geçenlerde keşfettiğim Printshopa gittim uçak biletimi bastırtmak için, onu da hallettikten sonra evime kadar yürüyerek döneyim bari dediydim ama soğuk yüzünden her 200 metrede bir mağazalarda ısınmak durumunda kalınca yürümenin baya zaman alacağıını farkettim. Müller'in önünden geçiyordum ki, dün akşam Selva'nın benden mektup talebi geldi aklıma :) Müller'de geçen gördüğüm renkli kağıtlardan alaraktan karşısındaki Segafredo'ya girdim, mektubumu yazmak üzre. Neyse söyledim kahvemi, çıkardım kağıdı kalemi falan. Girdiğim anda anladıydım gerçi bu cafenin seçilebilecek en yanlış yer olduğunu ama, civarda başka yer aramaktansa katlanırım dedim azcık dumanaltına. Evet, bu gavurlar henüz geçmemiş dumansız hava sahasına ve deli gibi sigara içiyordu içerdeki herkes. Yine neyse dumanaltına bir nebze sabrediyordum ki, karşı masama iki adet İsmail YK çakması türk genci oturup da sigaralarını yakıp tip tip bakmaya başlamalarından sonra ortam "mektup yazılabilirlikten" iyice çıktı. Nitekim mektup da ortamdan nasibini alarak, mektupluktan çıktı :) Burdan tekrar özür diliyorum Selva'dan :) bir ara telafisini yazarım artık.
Perşembe günü İsveç yolcusuyum, yol sürecim dahil (ki yol dediğim şey Bratislavaya bir saatlik otobüs, iki saat uçak, Stockholm'den merkeze bir buçuk saatlik otobüsten oluşan başlı başına bir yazı konusu ) yaptığımız herşeyi fotolayıp koymayı düşünüyorum buraya günü gününe..
Evet, so far so good, hiç bir problemim yok çok şükür. Sadece pazar ve pazartesi günleri biraz depresiftim, özlemle karışık bir hüzün çökmüştü ama bugün uyandığımda gitmişti o depresif şeyler :) o ilk günlerdeki turist ömerlik halim de geçti, artık baya alıştım buranın yaşam normlarına. metro için artık harita taşımama bile gerek kalmadı gibi gibi, baya öğrendim gide gele. civardaki bütün marketleri, cafeleri, bilimum ihtiyaç giderici mekanları biliyorum artık (kuru temizlemeci dahil :) )
misal bugün, öncelikle gittim abd'ye mektup attım postahaneden, sonra 2 metro değiştirerekten U3 üzerindeki Erdberg'e gittim Eurolines'dan perşembe günü için Bratislava'ya biletimi almak için. Bratislava otobüsleri baya sık kalktığı için garın en girişindeymiş bunların durağı hemen metro durağının çıkışında. Pek bir sevindim, çünkü gar aşırı büyük ve durağı bulmak o gün baya erken gelmemi gerektirecekti. Sonra biletimi aldım, yine iki durak değiştirerekten Keplerplatz'da geçenlerde keşfettiğim Printshopa gittim uçak biletimi bastırtmak için, onu da hallettikten sonra evime kadar yürüyerek döneyim bari dediydim ama soğuk yüzünden her 200 metrede bir mağazalarda ısınmak durumunda kalınca yürümenin baya zaman alacağıını farkettim. Müller'in önünden geçiyordum ki, dün akşam Selva'nın benden mektup talebi geldi aklıma :) Müller'de geçen gördüğüm renkli kağıtlardan alaraktan karşısındaki Segafredo'ya girdim, mektubumu yazmak üzre. Neyse söyledim kahvemi, çıkardım kağıdı kalemi falan. Girdiğim anda anladıydım gerçi bu cafenin seçilebilecek en yanlış yer olduğunu ama, civarda başka yer aramaktansa katlanırım dedim azcık dumanaltına. Evet, bu gavurlar henüz geçmemiş dumansız hava sahasına ve deli gibi sigara içiyordu içerdeki herkes. Yine neyse dumanaltına bir nebze sabrediyordum ki, karşı masama iki adet İsmail YK çakması türk genci oturup da sigaralarını yakıp tip tip bakmaya başlamalarından sonra ortam "mektup yazılabilirlikten" iyice çıktı. Nitekim mektup da ortamdan nasibini alarak, mektupluktan çıktı :) Burdan tekrar özür diliyorum Selva'dan :) bir ara telafisini yazarım artık.
Perşembe günü İsveç yolcusuyum, yol sürecim dahil (ki yol dediğim şey Bratislavaya bir saatlik otobüs, iki saat uçak, Stockholm'den merkeze bir buçuk saatlik otobüsten oluşan başlı başına bir yazı konusu ) yaptığımız herşeyi fotolayıp koymayı düşünüyorum buraya günü gününe..

0 Response to "so far so good."
Yorum Gönder