Viyana'da 3. gün
Bir önceki yazımdaki fotoğraflar garip bir şekilde internetimin gazabına uğrayıp, abuk subuk renkler şekiller haline gelmiş, nedenini bilmiyorum ama düzgün bir internet erişimim olduğu zaman tekrardan upload edeceğim.
3 gündür önceki yazımın devamını yazmak için ilham bekledim ama gelmedi. Zaten venedikten sonrası outlet turizmi gibiydi daha çok, Marsilya biraz hariç, onu da belki sonra yazarım ama şimdi hiç canım istemiyor. Marsilya Venedikten sonra ikinci favorim oldu, bir ara oranın fotoğraflarını koyarım, yine düzgün bir internetim olduğunda.
Daha sadece 3. günü devirmiş olmama rağmen aylardır Viyana'daymışcasına hissetmem iyiye işarettir umarım. Dün baya güzel dolu dolu bir gündü, hemen akşamı yazacaktım bloga ama vaktim olmadı. Bugün de haftaya İsveç'e gidene kadar azcık iyileşeyim diye evde oturayım dedim ama akşam 6ya kadar dayanabildim, sonra çıkıp reumanplatz'da biraz dolandım marketleri gezdim falan, iyi geldi.
Dün mentörüm Thomas ile buluştuk öğlen 1'de. Stephenplatz'da buluşacaktık, sonradan Schwedenplatz'a gel dedi, oraya gittim U1 metrosuyla. Metro acayip rahat, bir iki kere kaçak bindim yine ama sonra tırstım aldım bir haftalık bilet. Öğrenci kimliğim çıktığında sömestre ulaşım kartı alıcam.
Neyse, kahvenin merkezi viyana'da gittik starbucks'ta içtik amerikan kapüçinolarımızı. 2 saate yakın muhabbet ettik, baya sıcak kanlı, konuşkan bir insan. Universite, Viyana, Türkiye, ırkçılık, Tayyip Erdoğan, squash, amerika gibi çok çeşitli ve geniş bir konu spektrumunda geçen güzel bir sohbetti. Thomas baya kültürlü, aktif bir insan, buluşmadan önce 3 saat squash oynamış da gelmiş, ben uyanalı 2 saat oluyodu :) Oradan çıktıktan sonra Stephenplatz'a kadar yürüdüm, kar yağıyordu baya da soğuktu ama dondukça en yakın mağazaya girip bir iki dolanıp ısınarak devam ettim yürümeye. Stephenplatz'ın orası Viyana'nın 1.bölgesi ve baştan aşağı tarihi binalar, müzeler, heykeller vs. dolu. Yavaş yavaş ve amaçsızca 1-2 saat yürüdüm oralarda, bakınarak etrafa. Sisi museum'un oradan geçerken iki çekik gözlü kız dikkatimi çekti, birbirlerinin fotolarını falan çekiyorlardı. Dedim şunlara takılayım ben azcık , muhabbet olsun. Gittim yanlarına, kaybolmuş numarası yaptım, dedim ben haritamı evde unutmuşum (çantamda tam 3 haritam var halbuki :P) stephensdom katedraline gidecektim ama kayboldum, nerde biliyormusunuz falan.Stephensdom katedrali de her turistin Viyana'da gördüğü ilk yerdir,bilmemeleri imkansız yani. Bunlar tabi gayet yardımsever harita falan açtılar tarif etmeye çalıştılar, baktık haritadan olmuyor, dedim siz nereye gidiyorsunuz ben de geleyim ordan gösterin falan. Öylelikle muhabbete girmiş olduk, nerden geliyorsun nereye gidiyorsun turist muhabbeti yaptık yürürken. Japonlarmış, ve türk olduğumu öğrenince de baya bir sevindiler, ooo Turko diyip durdular :) Muhabbet ede ede yürüdük baya bir, sonra katedralin önüne getirdiler beni ayrıldık orda. Bana da değişiklik oldu, güzel oldu. Ordan ben biraz daha yürüdüm katedralin caddesinde, artık iyice buz kesince döndüm evime U1imle.
Tabi bütün gün dışarda dona dona dolaşınca, hastalığım level atladı ve bonus track olarak yanında burun tıkanıklığı ve baş ağrısını da getirdi. O yüzden bugün kalktığımda hiç te iyi değildim, amacım buranın tarihi universite kütüphanesine gitmekti bugün için ama evde oturayım da iyileşeyim dedim. Sabah ilaç ve adaçayı almaya eczaneye gittim, geldim ve akşam 6ya kadar öyle dolandım evde. Akşama kadar evde oturmak gezenti bünyeme fazlasıyla bunaltıcı gelince, dedim şu marketler kapanmadan (7de heryer kapanıyo çünkü) bizim burdaki reumanplatz'ın caddesine çıktım yürümeye, yerler acayip kar tutmuştu ve hala daha yağıyordu, ben de market dolanayım diye Müller'e girdim. Yanıma da sözlük almıştım öyle rastele ürün seçip isimlerinin, içindekilerinin anlamlarına fln baktım, takıldım kendimce. Sabun reyonunda 2 yaşlarında minik bir avusturyalı kız vardı, onunla sabun koklamaca oynadık biraz. Baktım sabunları alıp alıp kokluyor, ben de gittim yanına bende başladım sabun koklamaya, kokladıkça kıza uzattım o da kokladı, o sonra seçtiklerini bana uzattı ben kokladım falan, baya gülüştük eğlendik, kız arada bana almanca bişiyler söylüyor ben tabi zerre anlamıyorum sırıtıyorum sadece :) Uzanamadığı sabunları gösterdi ben verdim ona, baya anlaştık yani hiç dil kullanmadan :) Sonra babası geldi birden o da bana almanca bişiyler söyledi gülerekten ben tabi yine sadece gülüyorum, babası kıza byebye de hadi ablaya tarzında bişi demiş olcakki kız bana el salladı gülerek, ben de üstün almancamla çüüüz dedim kıza ve ayrıldık. Bugünümü sıkıntıdan kurtaran küçük bir anı oldu böylelikle.
Böyle işte, şimdi benicalimi içtim, yatıyorum, yarına iyileşmeyi falan beklemeyeceğim, çıkıcam gezicem yine biyerleri.
3 gündür önceki yazımın devamını yazmak için ilham bekledim ama gelmedi. Zaten venedikten sonrası outlet turizmi gibiydi daha çok, Marsilya biraz hariç, onu da belki sonra yazarım ama şimdi hiç canım istemiyor. Marsilya Venedikten sonra ikinci favorim oldu, bir ara oranın fotoğraflarını koyarım, yine düzgün bir internetim olduğunda.
Daha sadece 3. günü devirmiş olmama rağmen aylardır Viyana'daymışcasına hissetmem iyiye işarettir umarım. Dün baya güzel dolu dolu bir gündü, hemen akşamı yazacaktım bloga ama vaktim olmadı. Bugün de haftaya İsveç'e gidene kadar azcık iyileşeyim diye evde oturayım dedim ama akşam 6ya kadar dayanabildim, sonra çıkıp reumanplatz'da biraz dolandım marketleri gezdim falan, iyi geldi.
Dün mentörüm Thomas ile buluştuk öğlen 1'de. Stephenplatz'da buluşacaktık, sonradan Schwedenplatz'a gel dedi, oraya gittim U1 metrosuyla. Metro acayip rahat, bir iki kere kaçak bindim yine ama sonra tırstım aldım bir haftalık bilet. Öğrenci kimliğim çıktığında sömestre ulaşım kartı alıcam.
Neyse, kahvenin merkezi viyana'da gittik starbucks'ta içtik amerikan kapüçinolarımızı. 2 saate yakın muhabbet ettik, baya sıcak kanlı, konuşkan bir insan. Universite, Viyana, Türkiye, ırkçılık, Tayyip Erdoğan, squash, amerika gibi çok çeşitli ve geniş bir konu spektrumunda geçen güzel bir sohbetti. Thomas baya kültürlü, aktif bir insan, buluşmadan önce 3 saat squash oynamış da gelmiş, ben uyanalı 2 saat oluyodu :) Oradan çıktıktan sonra Stephenplatz'a kadar yürüdüm, kar yağıyordu baya da soğuktu ama dondukça en yakın mağazaya girip bir iki dolanıp ısınarak devam ettim yürümeye. Stephenplatz'ın orası Viyana'nın 1.bölgesi ve baştan aşağı tarihi binalar, müzeler, heykeller vs. dolu. Yavaş yavaş ve amaçsızca 1-2 saat yürüdüm oralarda, bakınarak etrafa. Sisi museum'un oradan geçerken iki çekik gözlü kız dikkatimi çekti, birbirlerinin fotolarını falan çekiyorlardı. Dedim şunlara takılayım ben azcık , muhabbet olsun. Gittim yanlarına, kaybolmuş numarası yaptım, dedim ben haritamı evde unutmuşum (çantamda tam 3 haritam var halbuki :P) stephensdom katedraline gidecektim ama kayboldum, nerde biliyormusunuz falan.Stephensdom katedrali de her turistin Viyana'da gördüğü ilk yerdir,bilmemeleri imkansız yani. Bunlar tabi gayet yardımsever harita falan açtılar tarif etmeye çalıştılar, baktık haritadan olmuyor, dedim siz nereye gidiyorsunuz ben de geleyim ordan gösterin falan. Öylelikle muhabbete girmiş olduk, nerden geliyorsun nereye gidiyorsun turist muhabbeti yaptık yürürken. Japonlarmış, ve türk olduğumu öğrenince de baya bir sevindiler, ooo Turko diyip durdular :) Muhabbet ede ede yürüdük baya bir, sonra katedralin önüne getirdiler beni ayrıldık orda. Bana da değişiklik oldu, güzel oldu. Ordan ben biraz daha yürüdüm katedralin caddesinde, artık iyice buz kesince döndüm evime U1imle.
Tabi bütün gün dışarda dona dona dolaşınca, hastalığım level atladı ve bonus track olarak yanında burun tıkanıklığı ve baş ağrısını da getirdi. O yüzden bugün kalktığımda hiç te iyi değildim, amacım buranın tarihi universite kütüphanesine gitmekti bugün için ama evde oturayım da iyileşeyim dedim. Sabah ilaç ve adaçayı almaya eczaneye gittim, geldim ve akşam 6ya kadar öyle dolandım evde. Akşama kadar evde oturmak gezenti bünyeme fazlasıyla bunaltıcı gelince, dedim şu marketler kapanmadan (7de heryer kapanıyo çünkü) bizim burdaki reumanplatz'ın caddesine çıktım yürümeye, yerler acayip kar tutmuştu ve hala daha yağıyordu, ben de market dolanayım diye Müller'e girdim. Yanıma da sözlük almıştım öyle rastele ürün seçip isimlerinin, içindekilerinin anlamlarına fln baktım, takıldım kendimce. Sabun reyonunda 2 yaşlarında minik bir avusturyalı kız vardı, onunla sabun koklamaca oynadık biraz. Baktım sabunları alıp alıp kokluyor, ben de gittim yanına bende başladım sabun koklamaya, kokladıkça kıza uzattım o da kokladı, o sonra seçtiklerini bana uzattı ben kokladım falan, baya gülüştük eğlendik, kız arada bana almanca bişiyler söylüyor ben tabi zerre anlamıyorum sırıtıyorum sadece :) Uzanamadığı sabunları gösterdi ben verdim ona, baya anlaştık yani hiç dil kullanmadan :) Sonra babası geldi birden o da bana almanca bişiyler söyledi gülerekten ben tabi yine sadece gülüyorum, babası kıza byebye de hadi ablaya tarzında bişi demiş olcakki kız bana el salladı gülerek, ben de üstün almancamla çüüüz dedim kıza ve ayrıldık. Bugünümü sıkıntıdan kurtaran küçük bir anı oldu böylelikle.
Böyle işte, şimdi benicalimi içtim, yatıyorum, yarına iyileşmeyi falan beklemeyeceğim, çıkıcam gezicem yine biyerleri.

0 Response to "Viyana'da 3. gün"
Yorum Gönder