Ziplenmiş Avrupa Turu



9 günlük aşırı yoğun, her gece başka bir şehirde ve hatta ülkede konaklayarak ailemle geçirdiğim süper turumuzun ardından, sabah 8.07 ve evimde yapayanlız hertarafa bavullar saçılı bir şekilde oturuyorum. (edit1: şuan viyanadaki ikinci günümün akşamı,yazının devamını yazarım diye yarım bırakmıştım ama fırsat olmadı bi türlü, devamını yazacak ilham gelene kadar bu ilk partı postlayayım dedim) Annemler sabah 6’da münihteki uçaklarına yetişmek için yola çıktılar, sabah alelacele ayrıldık o yüzden çok bi hüzünlü olmadı, ama eve gelip de olayın idrakine varınca az biraz hüzün çöktü tabi J Herneyse, hüzünlü yanlızlık anlarımı sonraki blog postlarıma bırakıyorum, zira zaman bol olacak onları yazmak için. Şimdi, 9 gün boyunca benden haber alamayan ve neler yaptığımı merak eden hayranlarım için tatilimi özetliyorum :P
İlk gün biraz yollarda geçti, Münihe indik öğlen 2 gibi falan. İner inmez çıkıştaki dutyfree’nin orda Nordsee bulunca baya bir sevinerekten öğle yemeğimizi yedik. Sonracığıma, Avis’ten kiraladığımızı sandığımız Vito’muzu almaya gittik ve 750euroya kiraladığımızı sandığımız şeyin bir Vito’dan ziyade, Vito kategorisinde ellerinde ne varsa o araba olduğu şeklinde bir prosedürle karşılaştık. Çakallar 750 euroya isterseniz Skoda var elimizde, çünkü istediğiniz Vito’nun üstünde şuan kar lastiği takılı Vitonuzu istiyorsanız illa, kar lastiğiyle beraber 900 falan olur dedi pek sevimli alman teyze. Biz ömrümüz yollarda geçicek rahat edelim 7 kişilik Vito olsun diye kasıyoruz, teyzem bize Skoda var onu verelim diyo. Babamın tepesi baya bir attıysada, sonuç itibariyle kuzu kuzu kar lastiğini ödeyerek Vito’yu almış bulunduk.  Venedik’e doğru yollara düştüğümüzde saat 4 falandı. Normalde 4 saat falan sürmesi gereken yolculuğumuz, yollarda outlet olsun benzinlik olsun bilimum yerlerde durarak 7 saat falan sürdü, Venedik / Mestre’deki otele vardığımızda saat 11e geliyordu. Mestre Venedik’in trenle 10dk uzaklığında ilçemsi bir yer, daha çok oteller ve iş merkezleri olan tipsiz bir yer. Kaldığımız otel de NŞA’da tren istasyonuna yürüyerek 10 dk imiş, biz tabi ilk gidişimizde bi 40 dakikada falan ancak bulduk istasyonu. Yollardaki italyanlar sağolsunlar en ufak bir yardımseverlik emaresi göstermemeleri, ve zinhar ingilizce bilmemeleri ile bu 40 dakikaya epey katkıda bulundular. Yine de Mestre’de kalmakla acayip iyi etmişiz, çünkü ertesi gün Venedik’te vapurlarda, köprülerde daracık kanallar arasındaki otellerine valiz taşırken mahvolan turistleri gördüğümüzde bizim hayvanî valizlerimizi oralarda taşıdığımızı hayal bile edemedik. Ama Venedik hakkaten görülesi bir şehirmiş, ve sandığımdan daha da çok sular altındaymış J San Marco ve bir kaç başka meydanlarından başka neredeyse her sokak kanal şeklinde, her binanın altında otopark babında kayık girişi var böyle kapaklı falan. Gezerken turistik binaları falan gördükçe sanki heryer klise her yer müze gibi geliyor insana ama şehirde yaşayan sakinler hakikaten mevcut, ve hayatlarını bu değişik yaşam biçiminde sürdürüyorlar, yürümek yerine kayığa binmek, şehir dışına kadar otomobil falan görmemek gibi. Önceleri inanmakta baya bir güçlük çektim bu şekilde yaşayan insanlar hakikaten var mı diye, ama kanomuzu süren adamın anlattığına göre yaklaşık 300bin insan hakikaten bu şartlarda yaşıyormuş.Zaten sonradan tekne şeklinde ambulans olsun, meyveci olsun, beyazeşya falan fişman taşıyan nakliyat teknesi olsun bir çok yaşam emaresi gösteren tekne gördük. Grand Canal dedikleri en geniş kanala kadar Mestre’den trenle geldik, mestredeki istasyonda terminal-tren numarası- bilet almak vermek gibi pek çok acemiliğimizi de tamamen kendi önsezilerimizle hallettik, çünkü information desk’ine oturttukları italyan adam en ufak ingilizce bilmiyordu ,ekstra ilgisiz ve de suratsızdı. Biletleri yine yardımcı olmamaya and içmiş bir biletçi kadından aldım ve çekik gözlüleri, turist tiplileri takip ederek trenimizi bulduk. Biz tabi cahil cahil bileti kime göstercez diye bakarken bakarken tren Venedik’e geldi bile, hiçkimse de gelip biletimizi sormadı. Çok anlam veremeyerek çıktık neyse istasyondan yine turist takip ederek 1numaralı vaporetto’yu bulduk San Marco’ya giden. Orda da yine bilinçli turist çizgimizden kaymayarak, kişi başı 6 eurodan 24 euromuzu bayıldık vaporetto biletlerimize. Bindik vaporettoya yine ne soran var ne bişey. Ordan sonra dedik, yeter bu kadar bilet aldığımız bundan sonrakiler de Venedik büyük şehir belediyesinden olsunJ Ve sonraki bindiğimiz vaporettoların ve dönüş trenimizin hiçbirine bilet almadık, ve farkettik ki aslında çok az kişi bilet alıyormuş.

Vaporettolar bizim motorlar gibi ulaşım amaçlı, genelde Grand Canalda gidiyor geliyor, ara kanallara giremiyor. Ulaşım amaçlı da olsa nerdeyse bütün binalar tarihi ve aşırı güzel olduğu için biz fotoğraf çekmekten pek oturamadık. Öyle olunca etrafta gördüğümüz yavaş yavaş süzülen kanolar sanki daha az ilginç gibi gelmişti başta, ama oraya kadar gelip de kanosuz dönülmez diye ona da bindik. İyi ki de binmişiz, çok keyifliydi, Grand Canal’da azıcık gezindikten sonra ara kanallara girdik, insanların evlerinin arasından daracık kanallardan falan geçtik. Kanallar daracık olunca, suyun da etkisiyle çok güzel bir echo oluşuyor, bizim iki önümüzdeki çekik gözlülerin kanosunu süren adam dar kanallardan geçerken italyanca şarkılar söyledi, bizimkine baktık o da söyler belki diye ama hiç oralı olmadı. Bir ara bizim Polonyadaki İtalyanların öğrettiği Cantare şarkısını söyledi adam, ben de eşlik ettim tabi J Baya eğlendik böylelikle 35-40 dakikalık kano keyfimizde. 
Biz gittiğimizde ertesi haftaki meşhur Venedik karnavalının hazırlıkları başlamıştı, San Marco meydanına baya ihtişamlı bir geçit yeri yapıyorlardı. Gönül isterdi karnavala denk gelelim de maskeli maskeli dolaşalım etrafta, kısmet değilmiş. Biz de maskelerimizi alarak, kendi çapımızda dolandık bir iki etrafta. 
Bu arada bir ayrıntı paylaşmak istiyorum. Aslında bu “avrupalılar  yapmış abi, bizim türklere bak bi de” geyiğinden hiç haz etmem. O geyiğe çok fazla daldığın zaman , insanı mı sistemi mi eleştiriyorsun karışabiliyor. Aslında övdüğümüz şey Avrupalıların sistematik üstünlükleriyken, yerdiğimiz Türkler’in bizzat kendisi olabiliyor. Ama şu fotoğrafları paylaşmadan geçemiyeceğim:
  
 


Bu iki fotodaki de nerden baksan 80lik insanlar, ve ben bizzat izledim, yürümekte falan inanılmaz zorlanıyorlardı. İlk fotodaki kadın Pazar arabasıyla geldi ve dakikalarca eğilip doğrularak ayırdığı çöpleri, ayrı ayrı kutularına attı. O plastik şişeleri zar zor eğilip tek tek kutuya atarken ben izlemekten yoruldum yani. Onlar bitince de karton çöplerini attı diğer çöp kutusuna. Diğer fotodaki de yine yaklaşık 80lik bir amca, ve adamcağız o soğukta eskimiş bisikletini getirmiş söküyor geri dönüşüme atabilmek için. Adamcağız çöpün kenarına bırakıp da gitmemiş bisikletini, tek tek vidaları söktü parçaladı bisikleti ve metal geri dönüşümüne attı. Şahsen önünden geçmiyorsam, hayatımda hiç sırf ayırdığım çöpleri atmak için bir geri dönüşüm kutusuna gitmedim, gerçi çöp de ayırdığım söylenemez çok fazla. Sonra bi de Sabancı’daki kağıt geri dönüşüm kutularının yakılarak vandalizme kurban gitmesi aklıma geldi. Böyleyken böyle yani, daha ne diyim.
Destan yazmışım yalnız, ve daha 9 günün sadece ilk iki günüydü bu J Buraya kadar okumuş olan varsa, tebrik ediyorum o kişiyi. E buraya kadar okumuşun devamını da oku bari :
Ertesi gün Venedik yakınlarındaki bir outlete gittik, oradan Modena’ya ve oradan da Fransaya doğru yola çıktık. İtalya-Fransa sınırı acayip dağlık bir yermiş, ama yol otobandı ve adamlar dağları delip bildiğin dümdüz otoban yapmışlar. 5-6 km uzunluğunda tüneller geçtik, ve aralıklı aralıklı tünel dolu olan bu dağlık yol tam 200km idi. Dağlardan geçerken sinyallerde sorun oldu heralde, bizim navigasyon aleti 200km boyunca sapıttı ve kendine gelemedi. Ardarda düz git sola dön, mümkün ola bir yerden geri dön şeklinde serzenişlerde bulundu ama otoban neyseki dümdüzdü problem olmadı o yolda. Ama diğer günlerde en ufak bir dağlık gördüğünde bu şekilde sapıtmasıyla, bol bol kaybolup kendi etrafımızda 4 dönmemizi de sağladı sevgili navigasyon cihazımız.

Read Users' Comments (0)

0 Response to "Ziplenmiş Avrupa Turu"