writer's block

Son yazımı mart 13'te yazmışım, 1 buçuk ay olmuş resmen :O   bu bir buçuk aylık süre zarfı belki de yazılabilecek en çok şeyin olduğu zaman dilimiydi, ama ne elim klavyeye gitti ne de blog sayfama girdim son yazımdan bu yana. hiç içimden gelmedi yazmak, ki bu durumun adına writer's block diyorlar. böyle kitleniyosun, anlatcak şeyin olmadığından değil, canın çekmediğinden yazamıyorsun falan. yani herşeyin bir sebebi var, writer's block denen şeye yakalanmışım, elimde olan bişey değil..
bu bir buçuk aylık arayı yazıyla telafi etmenin yollarından en uygunu küçük çaplı bir  e-roman yazmak olsa da, ben siz okurlarımı düşünerekten bu geçen sürede olan biteni maddeleştirerek anlatmayı deneyeceğim. (yoksa ben yazarım e-roman, hiç sorun değil de, okuyanım olmaz diye yani)
şimdi kronolojik olarak başlıyorum. (başlangıç noktası bir önceki yazımı yazdığım zaman olmak üzere)
  • bir önceki yazımdan yaklaşık bir hafta sonra, Paskalya tatili münasebetiyle Selime, Nuran, Zeynep ve Carolina( İsveç'e gittiğimde Selime'nin yurdunda tanıştığım, Hollandada yaşayan ama Dominik asıllı kız, Selime Merve'ye gidiyorum deyince o da gelmek istemiş, Selime'de buyur etmiş, çok da iyi etmiş) Viyana'ya geldiler. Zeynep 3 gün, Carolina 5, Selime 6 ve Nuran 7 gün kaldı. İnanılmaz dolu, muhteşem bi haftaydı. Sanatın, kliselerin, cafelerin ve alışverişin dibine vurduk. Ne diyim, baya eğlendiydik işte, üzerinden zaman geçince günügününe yazmak gibi olmuyor tabi.. özetle süper, ve tekrar edilesi bir haftaydı.
  • pek sevgili koyu katolik ülkem avusturya dinine çok bağlı olduğu için paskalya tatilini 3 hafta dolu dolu kutladığı için, kızlar erasmus ülkelerine döndükleri zaman, ben de kalan 2 haftam için özvatanım tr'ye gittim. çok da iyi ettim. zaten baya özlemiştim, bol bol spesyal yemekler yedim, herkesle özlem falan giderdim. okula gittim, akrabaları dolaştım, arkadaşlarla buluştum. pek güzel bir 2 hafta geçirip recharge oldum.
  • geleceğim günden 2 gün önce, izlandadaki abuk isimli yanardağ patladı. ve bana stres dolu 2 gün yaşattı. pazar günü sabah olması gereken uçağım iptal oldu. biriken yolcu trafiğinden ve oluşan kaostan dolayı en erken perşembeye bilet bulabildim, ama Ayşegül de o hafta ( geçen hafta pztesi) Viyana'ya benim yanıma gelecek olduğundan ve onun bileti de pazartesi olduğundan, ve bu durumda benim perşembe gitmem aşırı saçma olacağından dolayı, pazartesi günü Aysegülle birlikte belki biri gelmekten vazgeçer de yedeklerden ben uçarım umuduyla havaalanına gittim. haberlerde görülen o herkesin yerlerde yattığı, insanların gergin gergin etrafta dolaştığı kaotik ve aşırı kalabalık ortamı böylelikle görmüş olduk. ama çok şükür, umduğumuzdan çok daha kolay bir şekilde bilet bulabildim, zira gittiğimiz gün avrupa'da sadece Viyana havaalanı açık diye, daha önceden uçakları iptal olmuş olan olabildiğince çok avrupa yolcusunuViyana'ya göndermek için dolmuş gibi ek sefer koymuşlardı Viyana'ya. Gittiğimizden 1 saat sonrasına da bir ek sefer koymuşlardı ve hemen o uçaktan bilet verdiler bize de. Gidiyoruz diye sevindik falan ama gate'de 3 saate yakın beklemek sevincimizi yorgunluğa dönüştürdü. hayatımda hiç bi gate'i bu kadar kalabalık görmemiştim, inanılmazdı.neyse, 3 saatin sonunda bindik uçağa. ve bir anonsla yıkıldı dünyamız, Viyana havaalanı yine kapandı ve Budapeşteye inmek zorunda kalabiliriz diye. uçağın yarısı daha önceden Budapeşte'ye iptal olan uçakları yüzünden bu uçağa bindirildikleri için seviniyor, diğer yarısı nerden çıktı bu diyerekten oflayıp pufluyor falan. bu vaziyette 2 saat falan yol gittik, yaklaştığımızda bir anons daha yapıldı, şuan Viyana yine açıldı, hemen iniyoruz Viyana'ya dont panic gibisinden. derin bir huh çektik ve puslu Viyana semalarından geçerek havaalanına inmeyi başardık. 
  • Sonraki bir hafta boyunca Aysegül'le çok sanatsal ve eğlenceli günler geçirdk. İlk 4 gün boyunca İsveç'ten gelen Şeyma da katıldı bize,yine dolu dolu, ayak patlatan bir tempoyla gezdik Viyana'yı.  Tuna'da pedallı botlara binmek , Prater'de bisiklet sürmek gibi sportif aktivitelerimizin yanında Kursalon'da Strauss ve Mozart konserine bilem gittik :) akşamlarımızı da örgücü kız ve ayaklı çocuk ile Karlsplatz'daki Starbucks'ta kahve içerekten değerlendirdik..
  • Pazar günü Aysegül gitti ve ben yine yalnız, settled hayatıma döndüm :S
  • Geçen hafta yanardağ yüzünden gidemediğim pazartesi günkü almanca dersime bu hafta (dün) gitmek için okula vardığımda başka bir doğal afet bekliyordu beni. bu sefer de okul yandı , ve dersler iptal oldu :) olan yine almanca dersine oldu, çok da üzüldüm tabi :P yangını algılayabilmemin de bir hikayesi var, onu anlatıvereyim.  malum benim almanca düzeyim sıfır dolaylarında seyrettiği  ve geçen hafta da derse katılamadığım için en ufak bir gelişme kaydedemediğim için , günlük yaşamda biraz zorluk çekiyorum almanca konusunda. ama bunun hayatıma mal olabilecek bir eksiklik olduğunu dün anladım. şöyle ki, derse biraz erken gittiğim için sınıfa gittim ve oturdum, bu sırada almanca bir anons duyuldu, ama hiç öyle acil durum vari bir anons da değildi , bir adam almanca birşeyler söyledi ve kapattı "danışmaya bekleniyorsunuz" kıvamında. ne bir siren, ne bir alarm.. ben de anonstan hiç birşey anlamadığım ve yangın ihtimali de doğal olarak aklıma gelmediği için sınıfta oturmaya devam ettim. biraz zaman geçip de kimse gelmeyince, dedim çıkayım bir kahve alayım kendime ( sınıf bodrum katında çünkü)  yukarı bir çıktım ki, incin top oynuo, elektrikler kesik, ve bir kaç insan da dışarı koşturuo. artık anladım yani bir gariplik olduğunu ve dışarı çıktım ben de, bütün okul dışarda bekleşiyormuş meğerse. birine sordum noluyoruz diye, dedi yangın varmış okulu tahliye ediyorlar.  3-4 tane itfaiye geldi sonra, baya baya boşalttılar okulu, uzaklaştırdılar falan herkesi. çok eğlenceli oldu :)
kısaca böyle geçti son yazıdan bu güne zaman.
bu yazıyı yazmamla birlikte writer's block'umu  yenmiş olduğumu umuyorum.. 

Read Users' Comments (0)

0 Response to "writer's block"