Prag & Dresden

yarına 8 sayfalık bir essayi olan, sabahtan beri sadece 2 sayfasını yazmış, bu sebepten dolayı dışarda hava çok güzel olmasına rağmen kütüphaneye tıkılmış ve facebook, msn ikilisi arasında mekik dokumaktan yorulmuş bulunduğumdan değişiklik olsun diye biraz foto koyayım bloga dedim.
sonra da değişiklik olsun diye biraz essay yazmaya çalışıcam.

(more...)

Read Users' Comments (0)

aldım öbb'nin ahını, çıktı aheste aheste

Başlığı açıklamadan önce son 3 günümü anlatayım biraz.
Perşembe günü kardeşceğizim Zeynep lisesinden bi grupla birlikte Prag- Viyana ve Dresden gezisine gelmişti. Perşembe Pragı gezip, cuma günü de Viyana'ya geldiler minibüs ile. Akşama kadar tescilli Viyana rehberi olarak Viyana'yı gezdirdim, yine, yeniden, en baştan :)  Sonra akşam beraber  Prag'a döndük hepberaber, takograflı ve hız limiti 100e ayarlanmış minibüsleriyle. Azeri şöför amca sağolsun hız limitini zaten çok nadir zorladı, ortalama 80mph ile köy yolu denebilecek kötü kötü yollardan giderek tam 5 saatte ulaştık Prag'a. Ertesi gün Almanya'nın Çek cumhuriyeti sınırındaki Dresden adlı şehrine gittik. Martin Luther'in doğduğu ve protestanlığı başlattığı şehir burası. Doğu Almanya olduğu için, kliseleriyle, diğer yapılarıyla falan diğer Alman şehirlerinden farklı görünümlü bir şehir. Elbe diye güzel bir nehir geçiyor içinden. Ayrıca Dresden, Saksonların (bir Cermen türü olup Anglosaksonların ataları olan halk) yaşamış olduğu, halen de yaşadığı bir şehir. Zaten şuan da Doğu Almanya'nın Saksonya eyaletinin başkentiymiş Dresden. Velhasıl, bol Nazi katliamlı tarihiyle, Martin'ciğimin şehri olmasıyla falan değişik güzel bir şehirdi Dresden.
Ertesi gün Prag'daydık, alışveriş falan yaptık, küçük çaplı bir klise konserine gittik.
Pazartesi günü de benim trenim öğlen 2de olduğundan ve Prag'ı çok detaylı gezemediğimden (Zeynepler Viyana'ya gelmeden önceki gün gezmişlerdi çünkü Prag'ı) ve Zeynep'lerin uçağı akşam olduğu için o gün Karlovari diye bir kasabaya gideceklerinden, sabah ayrıldık onlarla. Ben hafif olacağını tahmin ettiğim ama hafifliğin yanından geçmeyen tekerlekli valizimle 2'ye kadar gezdim Prag'ı. Zaten baya küçük şehir, tüm turistik mekanlara yürüyerek gidiyorsun. Aşk köprüsü denen köprüyü falan da yürüyerek geçiyorsun. Velhasıl, tüm Prag'ı 4 saatte yürüyerek, fotoğraflar çekerek  ve hatta valiz çekerek bitirdim. Valiz çekme kısmını bu kadar emphasize etmemi garip bulanlar, tekerlekli valiz sonuçta ne kadar zor olabilir diyenler için açıklama yapayım; Prag'da araba yolları dahil hiç bir yer düz asfalt değil, her yer ama her yer büyük ve aralıklı taşlar döşenmiş bir halde. haliyle valiz çekmek olması gerektiğinden 3-5 kat daha fazla efor sarfettirdi o yollarda. haliyle de gün sonunda ne el ne kol kaldı.  tüm gün boyunca takur tukur valiz sesi dinlememin yanı sıra yanımdan geçen turistlerin çıkan sese dönüp dönüp imalı imalı "yok artık , şurda valizle mi yürünür, senin gürültünü mü dinlicez yani" mesajları okunan gözlerle tüm gün beni kesmeleri de hoş değildi. ama Prag Allah için güzel şehir, heryerin yürüme mesafesinde olması falan çok güzel, böyle paket halinde heryerini hissedebiliyorsun. Köprüleri, şato görünümlü kliseleri, daracık sokaklarıyla falan farklı bir güzelliği vardı.  ama gelişmemiş bir ülke o ayrı, yani Viyana'dan sonra baya hissediliyor Çek cumhuriyetinin kominizmden çıkmış, gelişmeye çalışan bir ülke olduğu. turistik mekanların haricinde yollar, binalar vs. baya köhne ve bakımsızdı.
Başlığa gelecek olursak, bilmeyenler için ; ÖBB Avusturya'nın tren şirketi oluyor. Ben dönüş için tren biletimi alırken önce ÖBB'den bakmıştım 60 euro olunca bir de Çek'in tren şirketinden bakayım deyip 20 euroya bulunca Çek'lerin tren şirketinden ve internetten aldım biletimi. Herşey gayet yolunda gitti, trenimi buldum, güzelce de bir kompartmana yerleştim, kompartmanda Amerikalı bir baba-kız vardı Avrupa turuna çıkmışlar kızının lise mezuniyet hediyesi olarak, onlarla da gayet samimi muhabbet ediyor ve Prag'dan henüz çıkıp köyümsü yerlerden geçmeye başlamışken konduktör geldi. Ben biletimi uzattım, kadın aldı baktı, dedi bu bilet yarına. Ben tabi şoklarda, gayet eminim bide bileti alırken o kadar çok kontrol etmiştim ki ayın 24üne alıyorum diye, mümkün değil falan modundayım. Baktım bilete hakikaten 25 yazıyor, artık nasıl olmuş da yapmışsam, salak gibi 25'ine almışım bileti hakkaten. kadın dedi böyle gün transferi yapamıyoruz, şuan geçersiz bu bilet. Etraf da kuş uçmaz kervan geçmez araziler falan var, dedim ne yani dışarı atmıycaksınız dimi beni, yusuf yusuf şeklindeyim. Kadı gitti bir üstünü çağırdı, yeni gelen konduktör dedi yeni bilet almanız gerekiyor ama biz ancak Avusturya sınırına kadar satabiliyoruz, Breclav'dan sonra Viyana için tekrar bilet alcaksınız dedi. Tamam dedim Breclav'a kadar ne kadarsa verelim, 20 euroymuş. orda  Breclav için bi 20 euro bayılmış bulundum. Neyse yaklaşık bi 3 saat sonra Breclav'a vardık, elemanlar değişti Avusturya'lı kondüktörler geldi. Yine aynı prosesin küçük bir versiyonunu da o kadınla yaşadıktan sonra, yok dedi bilet alcaksın yine 20 euroya. Napalım dedim, bir 20 euro daha vermiş bulundum orda. Yani internetli yanlış biletimle birlikte toplam 60 euro vermiş oldum. Beğenmediğim ÖBB'nin 60 euroluk biletine laf edip, ona buna ben ÖBB'de kazıklanmadım, Çek'lerden 20 euroya aldım bileti dedikçe demekki ÖBB çok fena içerlemiş, böyle ahı tuttu yine bi şekilde çıkardı benden 60 euroyu.
Böyleyken böyle, şuan çok yorgunum, foto seçmekle uğraşamıyacağım, yarın okula gidince bir kaç Dresden ve Prag fotoğrafı koyarım diye düşünüyorum..

(more...)

Read Users' Comments (0)

Psikopatın önden gideni arkasına bakmayanı

Sabah 8den beri haftalar geçmiş gibi hissediyorum. Görüp görebileceğim en psikopat ruhlu, sorunlu insanla grup arkadaşıymışım meğer. Bir önceki yazımda bahsettiğim Fumi ile yapacağımız sunumda 3. bir kız daha vardı aslında Magdalena diye, Avusturyalı bir psikopat. Hanfendi bizimle buluşmanın faydasız olduğuna inandığı için herkes kendi kısmını sunsun şeklinde konuştuğu için biz Fumi ile o gün ikimiz buluşmuştuk. yaklaşık bir aydır da bu sunumun paperını yazıyorduk, onu da bölüştüğümüz için herkes kendi kısmını yazıyordu. Yazdığımız süreç boyunca da bu Magda denen sorunlunun triplerini takmadık, güldük geçtik hoşgördük, sürekli bize ödeve yeterince önem vermediğimizii ima eden aptal maillerin yanında yazdığımız şeyleri de beğenmeyip beğenmeyip sürekli değiştirmemizi istemesine bile bişey demedik, elimizden geleni değiştirdik yine hoşgördük. Ama bugün artık hoşgörülmeyecek kadar azıttı sorunlu kız.
Neyse anlatıyorum;
Bugün malum 12de presentation vardı, yaklaşık 2 hafta  önce bitirdiğimiz paper'ın da teslim günüydü.
Bu gerizekalı Magda gece 1de, Fumi ile ikimize bir mail döşemiş. Yok işte saatlerdir sizin yanlışlıklarla dolu paperınızı ve sunumlarınızı düzeltiyorum, ben sizin editörünüz müyüm, madefm ingilizce bilmiyorsunuz adam gibi ingilizce bilen bi arkadaşınıza düzelttirseydiniz, ayrıca Fumi'nin kısmı çok zayıf olduğu için oraya 2 ekstra slayt eklemek zorunda kaldım ama merak etmeyin onları ben presente edicem!, artık hiç umutlu değilim bu presentationdan zaten Merve'nin paper kısmında da şunlar bunlar eksikmiş bu şekilde nasıl sunacağız bilmiyorum, herkes işini adam gibi yapsaydı bunların hiçbiri olmazdı vesaire vesaire..  Hakaretlerle ve çoğu zaman da yalanlarla dolu bir mail yazmış arkadaş. Ne benim ne de Fumi'nin kısmında yanlışlıklar vardı, ben şahsen 3 kere kontrol edip yolladım ve gayet de yanlışsızdı. Eksik olduğunu sandığı kısımı da yazalı 2 hafta oluyor ama hasbamın aklına dün gece gelmiş eleştirmek. Zaten 1 aydır triplerini çekiyorduk, ses çıkarmadıkça daha da çirkefleşti terbiyesiz.
Fumi de gece 1de okuyunca bu maili (ben uyuyordum) acayip ağırına gitmiş, ağlamış falan.. Hocaya mail atmış, böyle böyle suçlamalara maruz kaldık Magdalena tarafından, ben bu lafları hakedecek hiç bir şey yapmadım, 1 aydır çok çalıştım bu paper için ve Magda bir gece kala beni sallapati iş yapmakla suçluyor vesaire. Kız yedirememiş gururuna ve ben daha fazla bu Magda denen kızla çalışamam demiş, öylelikle bırakmış dersi. Gelmeyeceğim sunuma demiş.
Ben sabah kalkıp da bunların hepsini okuyunca, kaynar sular döküldü tabi tepemden. Benim de direk bırakasım gelse de, artık olay gurur meselesi olunca presentationa gitmeye karar verdim, en azından Magda kendi kafasında kurduklarıyla hocaya bizi kötülemesin diye.
Gittim sınıfa, kız geldi yanıma, Fumi'nin yaptığını gördün mü bence bu çok büyük bi haksızlık dedi. Ben de dedim esas senin yaptığın suçlamalar haksız ve kırıcıydı dedim, Fumi'nin yaptığı az bile dedim. Bunun üzerine psikopatımız iyice dellendi ve gece boyunca nasıl paper yanlışı düzeltmekle geçirdiğini, dediklerinin demesi gerekenler yanında çok az bile ve kibar olduğunu falan söyledi. Dedi ben hocanın yanına gideceğim, gelecek misin sen de?  Heralde gelicem yani dedim, ne söylediğini duymam gerekiyor.
Gittik hocanın yanına, psikopat başladı anlatmaya.  İşte, en başından beri biz herşeyi çok geç yapmışız, okumaları da yazıyı da deadline'a çok az kala bitirmişiz, hep kendini bizi motive etmek zorunda hissetmiş, çok fazla zaman harcamış bu işe şuanda bu şekilde muamele görmesi haksızlıkmış falan, zaten yazdıkları şeyler yanlışlıklarla dolu olduğu için hep ben düzelttim herşeyi... açtı ağzını yumdu gözünü, saçmalıyor kendince. hoca bana döndü dedi, sen ne diyorsun bu konuda. ben zaten sinir küpü olmuşum bu sefer ben açtım ağzımı,  dedim Magda'nın dediklerinin hiçbirini ne kabul ediyorum ne de bu hakaretleri hak ediyorum. ben okumayı da yazmayı da gayet erken bitirdim, ve yazdığım kısmı da 3 kere kontrol ettim, hiç öyle dediği gibi yalnışlıklarla falan dolu değil dedim.Ayrıca arkadaş sunuma bir gün kala gerçekten hakaretlerle dolu bir mail attı ikimize de, bunu da hak edecek hiç bir şeyim olmadı benim dedim.  bu sırada hasbam, elindeki dosyayı gösterdi, meğer bütün facebook konuşmalarımızı mailleşmelerimizi falan print ettirmiş. işte isterseniz burdan bakabilirsiniz bütün herşeye, ben hiç bir zaman hakaret etmedim falan demeye kalktı, onların tavrına göre gayet az bile söyledim, dün gece çünkü çok yorgundum bütün yanlışları kendim düzeltmek zorunda kaldığım için falan dedi. benim iyice sinirim attı, dedim hocaya lütfen bakın  konuşmalara, siz karar verin benim artık diyeceğim bir şey yok dedim.
Hoca da gayet cool, ben prosesle ilgilenmem sonuça bakarım dedi, sizin aranızdaki problemler beni ilgilendirmez ben sunuma ve papera puan veririm dedi, bu yüzden isterseniz şimdi isterseniz yarın yaparsınız sunumu dedi, hadi oturun artık dedi.
Oturduk ama benim kayışlar kopmuştu zaten, sınıfın ortasında o kadar yalan yanlış suçlamaya bide Fumi'nin kısmını yarına kadar çalışmamız onu da sunmamız gerekti. O spastik kızla değil tekrar oturup presentation çalışmaya suratına bile bakmaya tahammül edemiyeceğimi farkettim. Zaten hoca da sunuma genel not vereceği için ve bu saatten sonra adam gibi bi sunumun yarına yetişmeyeceği neredeyse kesin olduğu için bu gerzek kızla daha fazla uğraşıp da D veya C almaktansa, gururumla bırakırım dersi F gelir Sabancı'da da üstüne bir ders saydırırm diye düşündüm ve çektim çıktım dersten. Magda denen psikopat da yarın artık bütün sunumu kendi yapmaya çalışsın, madem biz çok uyduruk yapmışız, bir günde kendisi oturur en güzelini hazırlar.
En azından pısıp kalmamış oldum hakaretleri karşısında, kendimi savunmuş oldum. Public bir kavga tecrübesi de oldu bana bu...

(more...)

Read Users' Comments (0)

Sushi yedikten sonra Japonlar tarafından reddedilmek..

Bugün grup arkadaşım Fumi ile sunum için! buluştuk. Önce Akakiko'da (burdaki en ünlü Japon restaurantı) öğlen yemeğimizi yeriz sonra da starbucks'ta çalışırız sunuma diye planlasak da, sunum kısmı biraz yalan oldu, yedik içtik sadece :) Ben cahili, ilk defa Japon restoranına gittiğim için menüye eblek eblek bakarken, Fumi sağolsun baya bir aydınlattı beni çeşitler hakkında. Hep sushi olarak bildiğim yosuna sarılı yuvarlak şeylere maki deniyormuş meğer, sushi dikdörtgen biçimli olanlara deniyormuş. Ben sushi-maki set aldım,bugün kendimi çiğ balık yiyecek kadar open-minded hissetmediğimden vegan çeşidinden söyledim, avakado, havuç, salatalık ve brokoliden oluşuyordu içindekiler. Maki'lerin içine, suşilerin altına koydukları pirinçler de farklıydı, sakızımsı  değişik bir yapıları vardı. Yukardaki fotoğrafta , sol taraftakiler maki, diğerleri de sushi işte. Önde görünen yeşil sos, wasabi sosu. Çılgın acı olmasına rağmen tabaktaki en hoşuma giden şey oydu, minik bir sos tabağı getiriyorlar ve o wasabi ile soya sosunu karıştırıp makileri ve sushileri ona batırarak yiyorsun. Yedikçe yediren garip bir acısı var. Tabak da ayrı bir hoştu, doğrama tahtası gibi bir şeydi. Yanında da japon yeşil çayı söyledik, sushi ile yeşil çay içilirmiş çünkü. Aslında denemek istediğim çok fazla içecek çeşidi vardı ama adet böyleymiş diyerek yeşil çay söyledik. En tanıdık tat oydu masadaki yani.


Sonra Schwedenplatz'daki Starbucksa gittik, ve orada gelen maille Marubeni'ye kabul edilmediğmi öğrendim. O kadar sushilerini yedim ama reddettiler beni caponlar :(  En azından kısmette bir Japon tarafından teselli edilmek varmış :) Neyse, sonra biraz sunuma baktık, çok sarmadı, daha çok kahve içip muhabbet etmiş olduk. Fumi'nin ne zamandır baktığı bir şey varmış Zara'da ben onu alsam falan dedi, öylelikle kalktık Stephansplatz'daki Zara'ya gittik, dolandık bişeyler denedik falan, Fumi aldı tişörtünü. Ve koca bir günü yemek , kahve ve alışveriş üçlüsüyle geçirdikten sonra, en iyisi biz haftasonu sunumu hazırlayıp pazartesi dersten 2 saat önce buluşalım diye kararlaştırdık. Marubeni kısmı hariç güzel bir gündü, seviyorum hala Japonları, pişman olacak o Marubeni de zaten :P

(more...)

Read Users' Comments (0)